11 Eylül 2020 Cuma

Jongens (Boys) (Hollanda 2014 Film)




Selam gençlik!!! Çok uzun zaman önce izlediğim ve içimi yumuş yumuş yapan bir yapımdan bahsedeceğim size bugün. Kendisi izlediğim en soft BL filmlerinden bir tanesi, bir gençlik ve kendini bulma serüveni diyebiliriz aslında. Malum LGBT dünyasının Wonderland'ı Hollanda olunca yapımlarının daha hoş olması şaşılası değil. O halde yavaştan filmimize geçelim!


Konusu: İçine kapanık sporcu bir genç olan Sieger’in (15) yaz tatili sırasında aşkı keşfedişini konu alıyor. Ulusal bayrak yarışı şampiyonasına hazırlanan Sieger, ilgi çekici ve öngörülemeyen biri olan takım arkadaşı Marc ile yakınlaşır. Sıradan gibi görünen arkadaşlıklarının arkasında Sieger içten içe Marc’a karşı yoğun hisler beslemeye başlar. Bu hisler karşılıklı olmasına rağmen; Sieger’in asi abisi, istenmeyen bir kız arkadaş ve Sieger’in yeni keşfettiği cinsel yönelimin getirdiği belirsizlikler, ikilinin aşkını gölgelemektedir. (Kaynak: Sinemalar.com)


Buradan sonrası spoiler, dizinin kısaca anlatımı ve benim görüşlerimi içerecektir. O yüzden spoiler yemek istemeyen kuşlarımı sevgiyle kucaklayarak derhal okumayı bırakmalarını öneriyorum, demedi demeyin canlar ben uyardım.


SPOİLER!!!



Sieger, annesinin ölümünen sonra baskıcı babası ve aykırı abisi ile yaşamaya çalışan sessiz sakin ve içine kapanık bir çocuktur. Okulun koşu takımında kendine yer edinerek, aslında biraz özgür hissetmeye çalışıyor, eh birazda babasının gözüne girmeye. Ulusal bayrak yarışında yarışabilmek için katıldığı seçmelerde takım arkadaşlarından biri yakın arkadaşı olan Stef ve yeni tanıştığı havalı ve ilgi çekici çocuk Marc. Marc taktığı bandana ve cool tavırları ile çocuğun dikkatini çok çekiyor. Marc umursamaz, çılgın ve hayat dolu bir genç ve Sieger onu gördükçe içindeki asi olma isteğine ve kendini hep farklı hissettiren duyguların ortaya çıkmasına engel olamıyor. Bir gün takım arkadaşları ile gittiği gölette eğlenip, oynadıktan sonra herkes bisikletlerine atlayıp eve gitme yolunda, Marc ise biraz daha duracağını söyleyerek gölde kalıyor. Sieger, arkadaşları ile orta yolda ayrılıp onların arkasından bakıyor ve kimsenin onu görmeyeceğine kanaat getirdiğinde geri gölete dönüyor. Gizlice bir köşeden Marc'ı izliyor, çocuk güneşin altında hafifçe ışığın yüzüne vurmasına izin verirken huzurlu bir şekilde kafa dinliyor. Sieger yaptığına anlam veremiyor ama görüntü onun için o kadar ilgi çekici ki, istese de çocuktan gözünü alamıyor. Tam içindeki savaştan galip çıkan git artık buradan seni röntgenci diyen iç sesine kulak vermişken Marc onu fark edip çocuğu yanına çağırıyor. İkili hopluyor, zıplıyor, ineklerle oynuyor (?? Fantezi neyse), sonra ise gölete girip suyun üstünde bir odun parçasında karşılıklı duruyorlar. Marc ilk adımı atarak çocuğu öpüyor, Sieger'de onu öpüyor. Marc hafif bir gülümseme ile arkasına yaslanıp suyun içinde gökyüzüne bakarak keyif yapıyor, ancak Sieger'in yüzünde o korkunun kırıntılarını rahatlıkla görebiliyoruz ki kendisi bizi bisikletlerinin yanına gittiklerinde yeterince aydınlatıyor.

'Ben gay değilim'
''Elbette değilsin.''

Tatlı çöreğim Marc'ın yanıtı bu. Çocuğun bir inkar içinde olduğunu biliyor, aslında her an Sieger'in kendisine olan bakışlarının farkında ve kendisi de hiç çekinmeden onunla flört ediyor zaten. Ancak çocuğun üstüne gitmeden zamana bırakıyor o da. Dönüş yolunda kafası karışık olan Sieger, abisinin de parçası olduğu grubu fark edip onları ormanın içine girerken görüyor ve kafası karışıyor. Abisi çete lideri gibi bir şey, her halt var çocukta zaten. O gece yatamıyor çocuğum tahmin ettiğiniz üzere...




Abisi ve çetesinin gizli sığınağına gidiyor ve orada abisinin arkadaşlarından bir kız ile tanışıyor.  Kızımız kendisine karşı gayet ilgili, fıkır fıkır flört havaları ortada cümbüş, bizimki de bir karmaşa içerisinde olduğu için kızın ilgisi hoşuna gidiyor tabii. Bu arada Marc ile yarışta partner oluyorlar seçmeler için. Vakit geçire geçire gittikçe yakınlaşıyorlar, aralarında gizli bir sır sanki öpüşmeleri, açmamaları gereken bir pandora kutusu. İkisi de hiçbir şey olmamış gibi davranıyor, ancak imalı bakışlar ve flörtöz hava buram buram. Marc, Sieger'i dondurma yemeye davet ediyor, ki burası onun evi, kız kardeşi ile tanıştırıyor, tatlış anlar görüyoruz. 




Sieger abisinin arkadaş grubu ile iyice yakınlaşıyor, abisi ile de daha yakın olmaya başlıyorlar. Kız ile de tabii... Öpüşüp koklaşıyorlar, bir nevi çıkma noktasındalar. Yarış takımının kampı oluyor ve topluca gidiyor bunlar. Koşturmaca, yarışlar, eğlence güzel anlar geçiriyorlar, ikisi birbirini tanıdıkça daha yakınlaşıyor... Benim en sevdiğim sahne geliyor karşımıza. 'You are my sunshine' kulaklarımızda o kadar sevimli halde söyleniyor ki eriyorum! Sieger'in utangaç bakışları eşliğinde hemde! O kadar tatlı ki ikisi... O gece kamptan kaçan ikili bir geyiği izlerken öpüşmeye başlıyor, sahilde bu anlar keşke hiç bitmese nidaları eşliğinde öpüşüp koklaşmaya devam ediyorlar. Kamp dönüşü otobüste kafaları birbirine yaslı uyuyup kalıyorlar. Her şey toz pembe değil mi? Durun biraz!






Kızla beraber lunaparka gittiklerinde Marc ile karşılaşıyor. Kızın elini tutmuş. Kızı öpüyor. Marc tabii kalakalıyor çocuğum... Neyse onu da sineye çekiyor çocukla sözleşiyorlar gölette buluşmak için. Bu mal hazırlanıyor giyinip, parfüm fıs fıs, her şey ciks, sonra abisini bulmak için yollara düşmek zorunda kalıyor. Buluyorda abisi alem yapma yolunda, buna sende gel diyor. Neyse bunlar gece arabada yolda giderken kafalarda güzel içmişler, yolda karşıdan Marc geliyor. Yavrum saatlerce çocuğu beklemiş, beklemiş ancak gelen giden olmamış. Sieger arabadan çıkıp geçiyor karşısına.

'Plan değişikliği'
''Ama söz vermiştin.''

Birbirlerini itmeleri ve sonra Marc'ın yüzündeki o incinmiş ifade. Çocuğa adeta sessizce, sadece bakışları ile artık karşına çıkmayacağım der gibi. Arabaya döndüğünde herkes şaşkınlık içinde bir ne oldu bunlara şimdi havası geziyor etrafta. Yarış günü gelip çattığında Marc onu görmezden geliyor ve bu Sieger'i inanılmaz üzüyor. 

'Marc.'
''Ne var?''
'Çok üzgünüm.'
(Marc'ın bu kadar mı bakışı ve Sieger'in diyecek kelime bulamaması.)
''Sadece yarışa odaklan.'' 

Çocuğun omuzuna çarparak yarış alanına doğru gidiyor jönümüz. Yarışı kazanıyorlar. Herkes sevinç içinde, bunları tebrik ediyor. Sieger'in gözü çocukta ancka çocuk dönüp ona bakmıyor, ailesi ile birlikte ortamı terk ediyor. 

'Marc ile iyi bir takım oldunuz. Gerçekten iyi.'

Stef'in desteğini gören ve babası ile abisinin arayı düzelttiğini gören Sieger de soluğu Marc'ın yanında alıyor. İkisi arayı düzeltiyor ve sonunda motor süren ikili ile kapanış yapıyoruz, mükemmel Ost'u ile hemde.





Öncelikle Hollanda'yı özgürlükler ülkesi olarak tanıyoruz değil mi? Yine de orada bile bir savaş, kabullenememe, dışlanma korkusu... Yani anlayacağınız en ideal yerde bile zor bu işler. Kolaylıklar diliyorum, hayata bazı insanlar gerçekten sebepsiz yere 10-0 başlıyor. LGBT üyeleri de bunlardan biri. O yüzden bu gerçek beni her defasında üzmüştür. Filme baktığımızda gerçekten tatlış, vakit geçirmelik olduğunu düşünüyorum. Kötü değildi ama voawww da demedim. Size bişe katmaz, sadece keyifli vakit geçirtir.

Puanım: 7/10.

Size mükemmel sahnemi bırakıp kaçıyorum, You are my sunshine! Sevgiyle kalın! :3



4 Eylül 2020 Cuma

HIS (Japanese Film 2020)




Selam gençlik!!! His I didnt think I would fall in love adlı mini prequel dizimizden sonra sizlere yetişkinliklerinden bahsedeceğim filmimizi getiriyorum karşınıza. Öncelikle size önerim daha izlemediyseniz, mini dizimizi izleyip, ikilinin tanışması ve gençlik hallerini gördükten sonra aramıza katılmanız. Onunda yorumunu daha önceki yazılarımdan birinde yapmıştım. İzlediniz ve geri mi geldiniz? O halde filmimiz hakkında konuşmaya başlayabiliriz. Kemerleri bağlayın!

Konusu: Lise zamanlarında tanışan Shun ve Nagisa’nın aşkı, yıllar sonra üniversiteden mezun olacakları dönemde Nagisa’nın artık önlerinde bir gelecek göremediğini söylemesi ile sona erer. Shun’un hala çocuğu delicesine sevmesine rağmen ikili ayrılmaya karar verir. Yıllar sonra, ufak bir kasaba da yaşayıp kendi dükkanını işleten Shun’un yanına kızı Sora ile beraber Nagisa gelir. İkili birbiri ile zaman geçirince, Nagisa içindeki hislerin hiç eksilmediğini fark eder. 
(Kaynak: Mydramalist)

Buradan sonrası spoiler, dizinin kısaca anlatımı ve benim görüşlerimi içerecektir. O yüzden spoiler yemek istemeyen kuşlarımı sevgiyle kucaklayarak derhal okumayı bırakmalarını öneriyorum, demedi demeyin canlar ben uyardım.

 

SPOİLER!!!


Shun ufak bir kasabada geçmişin bütün izlerini benliğinden silmeye çalışarak sessiz, sakin bir hayat yaşamaktadır. Kasabadakiler bu delikanlıyı çok sever, Shun ise saygılı tavırları ile herkese karşı uzak davranmaktadır. Bir gün evine dönerken kapısında bir kız çocuğu görür. Nagisa kızını da alıp gelmiştir. Artık ilişkilerinin geleceği olmadığını söyleyerek damdan düşer gibi, sevişmelerinin ardından ayrılalım diye Nagisa, küçüklüklerinden Shun'u dünyalar kadar sevdiğine inandıran Nagisa, evlenmiş ve boşanma arifesinde olan Nagisa kızını da alıp minik yavrum Shun'un evine elini kolunu sallaya sallaya geliyor. (Sanırım herkes ne kadar sinirlendiğimi fark etmiştir?) 



''Böyle bir zamanda buraya gelmen doğru mu?'' (Boşanmayı kast ediyor)

''Sanırım beni yanlış anladın. Ne kadar zaman geçti ki üzerinden?'' (Eskiden çıkmaları ve ona geri döndüğünü düşünmesi üzerine diyor Nagisa hazretleri)

''Neden geldin o zaman?''

''Bir hevesle seni görmek istedim.''

Babalı kızlı çocuğun evine yerleşiyorlar. Shun evin içinde ikisini izlerken hep bir kalp acısı var, geçmişi hatırlıyor, şimdiyi görüyor. Kafası çok karışık. Kasabadaki genç kızlardan olan Misato'da uzun zamandır Shun'a yanık, ancak çocuğun uzak kişiliği yüzünden yanına yaklaşmaya çok cesaret edememiş. Ne zaman bir sıkıntısı olsa Shun'a yardım etmeye çalışıyor. Bir gün ona itiraf ettiğinde çocuğun zaten birini sevdiğini öğreniyor, o kişininde onu sevip sevmediğini sorduğunda ise cevap biraz manidar. 'Hayır.' Bu arada Nagisa kendini hemen kasaba halkına sevdiriyor ve Shun'un da herkese karşı soğuk ve mesafeli tavrını değiştirmeye başlıyor. Sora ile vakit geçiren Shun ufaklık ile çok iyi anlaşıyor, ayrılmaz ikili oluyorlar. Nagisa'da Sora'nın velayetini alabilmek için uğraşlar veriyor, ancak işi olmaması ve çocuğun anne ile kalması adlı genel görüş yüzünden işi oldukça zorda. Davanın aleyhine gittiğini öğrenince içip içip soluğu evde alan Nagisa bir anda çocuğu öpmeye başlıyor. Shun şok içinde tabii, hemen adamı itip kendini odasına kapatıyor. Sabah olduğunda ise hiçbir şey olmamış gibi davranıyor ikisi de.



3lü yılbaşı sabahı mutlu mutlu ağaç süslüyor, güle oynaya fotoğraflar çekiyorlar Herkesin keyfi gıcır derken bir araba sesi duyuluyor dışarıda. Kim dersiniz? Sora'nın annesi Rena. Kadın kızını almaya gelmiş. Çocuğu piyano şu bu ile kandırıp babasından aldığı gibi gidiyor. Nagisa yıkılıyor tabii, ancak elinden bir şey gelmiyor. 

''Evlendim, çocuğum oldu, GAY değildim. Bunca zaman herkes beni yargıladı ve kötü şeyler söyledi. Toplum tarafından normal görülmek istedim. Ama imkansızdı. ben GAYim. Çok erkekle yattım, onlarla beraber oldukça Rena'ya karşı sevgimde o kadar küçüldü. Sonra senin bir kıyafetini buldum, sonunda anladım. Aradığım şey bir erkek bedeni değildi, sendin. Shun''

''Ne dememi bekliyorsun. Gençliğim boyunca benimleydin. Sonra bir anda gittin ve yıllar sonra çocuğunla dönüp hala beni unutmadığını söylüyorsun. Çok bencilsin! Benimle dalga geçme! Tam seni unutmaya başlamışken yapma bana bunu! Neden en başında benimle kalmadın?''


Sayısız özürler eşliğinde Shun'a kendini affettiriyor ve yavaş yavaş arayı kapatmaya çalışıyorlar. Rena ise Sora'yı alıyor ancak iş ile beraber kızına ayıracak hiç vakit bulamıyor. Kadın işinde oldukça yükselmiş ve bu kadar emek vermişken her şeyi geride bırakmak istemiyor. Bir gün annesi içki içip sızdığında evden kaçıp polise gidiyor ve babasını çağırmasını istiyor. Anlayacağınız çocuğumuz tekrar onlarla yaşamaya başlıyor, Nagisa'da boşanma avukatına gay olduğunu ve tüm olanları anlatıyor. Tahmin ettiğiniz gibi davayı kazanması artık çok daha zor. Karısını aldatıp bir erkekle yaşadığı, hatta Shun'un metres olduğu lafları dolanıyor. Sora için çok uğraşıyorlar. Hatta davayı kazanma noktasına geliyorlar ancak Nagisa son anda velayeti karısına bırakmak istediğini söylüyor, içtenlikle özür diliyor tüm yaşananlar için, yani gay iken onu kullanmasından dolayı. Kadının o öğrendiği sahnelerde içim parçalandı benim, Rena'ya çok üzüldüm. Nagisa çünkü onu gerçekten kullandı, yazık kadıncağıza... Neyse. Rena ise Sora'nın kendi ile mutlu olmadığını fark etmesi üzerine geri filmin sonunda anladığımız kadarı ile Sora'yı Nagisa ve Shun'un yanına getiriyor. Tüm kasaba halkı gay olmalarına rağmen ikisini kabul ediyor. Bunun olamasında dizinin baba karakteri olan Ogata'nın rolü büyük, nur içinde yatsın abimiz. Filmin sonunda herkes mutlu mesut bitiyor.


Film güzeldi, durağan ama güzel. Beni illet eden yeri de çoktu. Rena'ya gerçekten inanılmaz üzüldüm. Ailesi kıza acıyor, gaylere ölüm modundalar. Kadıncağız işine tutunmuş yaşamaya çalışıyor. Çok zor bir kareydi benim için, o nefret ettiğim toplum dayatmasının hasını gördüm. Kullanılan kadını gördüm. Sinirlerim hopladı. Neyse. Gerçekten gençliklerinde Nagisa, Shun'u çok sevmişti, içime işlemişti o naifliği. Bu terk edip gitme ve tüm saçmalıkları ondan beklemezdim ancak toplum dayatması ve baskı o kadar lanet bir şey ki ona da bir parçam kızamıyor. Gerçekten anlıyorum sanırım. Yaptıkları doğru değil ancak haklı bir sebep. Bu bir nebze olsun ona olan sinirimi bastırıyor. Aslında yaşadığı korkunç bir şey, hiç mutlu olmayacağı bir hayata zorluyor kendisini ve beklenen sonuç olarak patlama noktasına ulaşıp yanında herkesi sürüklüyor malesef... Shun ise ah Shun... Benim üzümlü kekim. Seni çok sevdim. O dingin gözlerinde ne fırtınalar esiyor, ne acılar çekiyor... Her karakter çok gerçekçiydi. Sinir olduğum tek insan Nagisa oldu, ancak onu da anladığım için kızıyor ancak yine de seviyorum.


Ayrıca Shun'u oynayan Miyazawa Hio'nun görselliğini ayakta alkışlamak istiyorum. Vay anasını dedim.

Puanım: 8/10.







29 Ağustos 2020 Cumartesi

Hello Stranger (Filipinler 2020)



Selam gençlik!!! Ya öyle bir dizi getirdim ki size, yeni konsept olan karantina günlerinde nasıl BL dizisi çekilir köşemizin yıldızı kendileri. Ten teması yok, aşırı ve vıcık hiçbir hareket yok, çekim şekli , açısı şahane. Açıkçası ilk gördüğümde görüntülü konuşma üzerinden dizi mi olurmuş demiştim. Ancak Game Boys ve Hello Stranger lafı ağzıma tabiri caiz ise kürekle geri soktu LOL Ufak bir itirafta da bulunacağım. Herkes Game Boys daha çok sevmiş falan ama açık ara Hello Stranger solladı o seriyi, onu daha bitiremedim ancak HS'nin gözümde çok ama çok iyi olduğunu söylemeliyim. Xavier'i oynayan Tony oldukça ünlü bir abimizmiş, ona eşlik eden ise gamzeli nerd JC. Kimyaları inanılmazdı! Ah bu seriden bahsedeceğim için heyecan yapmış bulunmaktayım! O halde serimize geçelim!




Konusu: Hayatınızı sonsuza dek değiştirecek biriyle tanışsanız nasıl olurdu? Bu online olarak tanışan, birbirinden başta hiç hoşlanmayan ancak bazı durumlar yüzünden birlikte çalışmak zorunda olan iki oğlanın hikayesi.
Mico arkadaş grubu Young Padawans ile online olarak düzenlediği soru cevap gecesi, okulun futbol takımı üyesi Xavier'in aralarına katılıp onlarla dalga geçmesi ile sonuçlanır. Mico'nun bilmediği ise bu Xavier'i son görüşü olmayacaktır.

(Kaynak: Mydramalist)




Buradan sonrası spoiler, dizinin kısaca anlatımı ve benim görüşlerimi içerecektir. O yüzden spoiler yemek istemeyen kuşlarımı sevgiyle kucaklayarak derhal okumayı bırakmalarını öneriyorum, demedi demeyin canlar ben uyardım.




SPOİLER!!!




Mico arkadaşları ile yaptığı quiz ritüellerinden birinden keyifle vakit geçirirken bir anda yayınlarına yabancı bir ID bağlanır, kendisi okulun futbol takımındaki havalı çocuğu Xavier. Grup ile siz burada böyle ergen şeylerle mi uğraşıyorsunuz ezikler tarzında girdiği dalga geçme muhabbetinden sonra ortamı terk ediyor jönümüz ancak arkasında kendisine kulaklarından duman çıkarak öfkeli gözlerle bakan bir grup Padawan bırakıyor malesef. İşin kötü tarafı ise ikili yapılacak olan Edebiyat projesi için partner olarak seçiliyorlar. Xavier Edebiyat dersinden kalmak üzere, o yüzden öğretmenleri sınıfın çalışkan öğrencisi Mico'yu çocuğa yol göstersin diye görevlendiriyor. Mico şok içinde tabii, değiştirmek için çok uğraşıyor ama nafile. Xavier çocuğa karşı gevşek davransa da Mico gözlerini kapayıp derin bir nefes alarak çocuğun bu tavırlarına rağmen iyi bir ödev çıkarma peşinde. İkili sürekli laf dalaşına girse, birbirlerinin hisleri pek düşünmeden konuşsa da yavaş yavaş birbirlerini anlamaya ve destek olmaya başlıyorlar. Konuşmak ve bir şeyler paylaşmak bir alışkanlık haline geliyor... 




Xavier'in kız arkadaşı çocuğun okulda yaşadığı problemleri pek umursamıyor, daha çok gezelim tozalım havasında havai bir hatun. Çocuk hayatındaki bir sorundan bahsediyor hıhı diyip geçiştiriyor falan, acayip gıcık oldum kıza. Sonra topladı gibi ama olsun, kendisinden pek haz etmediğim için üzülemedim de neyse. Xavier ve kız arkadaşı, kızın artık ona zaman ayırmaması ve önceliği olmaması bla bla mevzularından dolayı ayrılıyorlar, daha doğrusu ara veriyorlar. Şu işlerin mantığını ben pek anlayamıyorum da. Xavier dertli, biralar önünde ağladı ağlayacak Mico'ya dert yanıyor. Mico ise daha önce kimse ile beraber olmamış ve hayatında tek önceliği derslerini çok yüksek tutup tıp fakültesine girmek. Ders ders ders denen bir hayata sahip olan çocuğu bu muhabbet darlıyor tabi, yanlış kelimeler kullanarak Xavier'i kızdıyor. Çocuk ona kırgınken içi içini o kadar yiyor ki gidip çocuktan özür diliyor ve bu olayla aralarındaki duvarlar biraz daha yıkılıyor ve yakınlaşmaya başlıyorlar.




İkili pandemi döneminde buluşmaya karar veriyorlar, aslında proje üzerinde çalışacaklar. Mico bubble tea de almış çocukla görüşecekleri noktaya gelmişken Xavier'de orada, tam ikisi maskeleri çıkarıp birbirine gülümsediğinde Mico'nun telefonu çalıyor ve annesi arayıp acil yanına gelmesi gerektiğini söylüyor. Tabii biz zavallıcıklar yağğ ama neden nidalarında teyzeye biraz kızıyoruz. Meğer kendisi banyoda düşmüş incitmiş bir yanlarını yardıma ihtiyacı varmış. Geçmiş olsun diyelim. İkili sürekli muhabbet etmeye devam ediyor, gülüyor, kaynaşıyor ve daha fazla mutlu oluyorlar. Mico fena düştüğünün farkında, derslerinden başka bir şeyin karşısına çıkması dengesini bozuyor ve kabullenmek istemiyor. Onun gibi biri şöyle böyle diye sürekli arkadaşlarına söyleniyor, diğerleri ise neredeyse gözlerini devirip tabii tabii öyledir diyecek akjehakj 




Padawanlardan Kokai adlı şeker hatun ise Mico'ya uzun zamandır yanık ancak çocuğun hiç farkında olmaması ve ona dönüp kız kardeşi sıfatı dışında bakmaması yüzünden hep içinde tutmuş, ancak bir gün dayanamayıp itiraf ediyor ve reddediliyor. Oradaki uzun zamandır kendinden hoşlanan ve hep Mico'nun gölgesinde kalan sevimli çocuğum Seph'in farkında değil tabii şaşkın. Neyse bu ikili 7. bölümdeydi sanırım oluyorlar ama çok tatlılar be. 



Xavier bir şarkı yazıyor ve söylemeye başlıyor. Sözler manidar. 

Hakkımda çok fazla şey söylüyorlar
Keşke kendim olmama izin verseler
Ama onlar her şeyi görüyorlar
Bu beni delirtiyor
Söyleyip duruyorlar
Sonsuza dek sürmeyeceğimizi
Şunun bunun yüzünden
Aşkımızın hızla kaybolacağını
Elimizden gelen bir şey yok
Sadece bunlara gülüp geçelim
İnsanlar hakkımızda ne derse desin
Söz veriyorum asla değişmeyeceğim, 
Kimse, kimse söyleyemez...
...bana nasıl hissetmem gerektiğini
Ne derlerse desinler
ohhh~ohhh

Ve mükemmel soru geliyor. 
X- Bu şarkı benim için çok özel birine yazıldı.
M- Kim?
X- Sensin.
M- Şaka yapıyorsun değil mi? Çok şapşalsın.
X- Beni yakaladın şakaydı.




Mico öylesine söylemiş olsa da yüzü düşüyor şok içinde tabii. Bunu kız arkadaşı için barışma sebebi ile yazdığını düşünüp bir de çocuğa cesaret veriyor paylaşta görsün diye. Mal. Xavier'de zaten daha Mico'ya karşı olan tuhaf hislerine anlam veremezken diyor ki evet her şey eskisi gibi olabilir, kafayı karıştırmaya gerek yok. Ancak bu konuşmadan sonra ikisinin arası bir tuhaflaşıyor. Mico bunalıma giriyor, hele ki kız arkadaşı ile Xavier'in barıştığını öğrendiğinde... Tam ödevlerinin son provasını yapacaklar bir arıyor soğuk halde tabii, kız da orada bizimki gitmem lazım deyip kaçıyor ortamdan. Xavier'de kız ile birleşmiş ancak hiç mutlu değil, kızda bu durumun farkında ve seni seviyorum ama benimle olmak istemiyorsan seni buna zorlayamam. Umarım bana dönersin diyerek gidiyor, Xavier'de durdurmak için hiçbir şey yapmıyor. 




JunJun ise Padawan grubunun diğer üyesi, kendisi bizim çöpçatanımız. Mico'yu duygularını açıklaması için cesaretlendiriyor. Mico da artık Xavier'i tamamen arkasında bırakabilmek için içindeki her şeyi çocuğa anlatıyor ve ekranı kapatarak kaçıyor ondan yine... Xavier ise içi içini yiyor, ne yapsa bilemiyor. Kime koşuyor dersiniz? Junjun'a. Junjun çocuğa kalbini dinlemesini söylüyor ve sonunda Mico'yu bir kafede arkadaşlarının yardımı ile çağırıp şarkısını söylüyor duygularından bahseder gibi. Ve sarılarak kapanışı yapıyoruz. Bu arada hepinize bahsetmek istediğim bir nokta var. Aslında grup arkadaşı olmalarını isteyen Xavier olmuş, öğretmene her şeyin başında eşi olması için istekte bulunan o, sadece o olursa kabul edeceğini söylüyor. Yani aslında her şeyin başından beri Mico'ya karşı ilgisi olduğunu ama bunu nasıl yansıtacağını bilmediğini görüyoruz. Şu alttaki giflere bakın hele en alttakine ya yerim!








Gerçekten inanılmaz güzeldi! Her karakteri ayrı sevdim. Junjun herkesin gönlünün sahibi oldu, buna kimse itiraz edemez sanırım. Seph ve Kokai ise dünya tatlısıydı. Mico'nun gamzesine saklayın beni ve son olarak Xavier o nasıl gülüş insafsızın oğlu. Demek istediklerim bu kadar efendim. İzleyin izletin! Çok şey kaçırırsınız! Sizin için şarkıyı da bırakıyorum! Çok güzel be !

Sevgiyle kalın! :3

Puanım: 9/10.







16 Ağustos 2020 Pazar

Uncontrolled Love 1/2 ( Chinese Film 2016)



Selam gençlik!!! 2016'da daha taze taze yayınlandığı zamanlar izlediğim, geçenlerde önüme düşünce ben bunun yorumunu neden yapmamışım ki diyip boş anımda hemen klavye başına geçtiğim bir yapımdan bahsedeceğim. Beni şok eden şu paylaşayım sizinle. Çin filmi. Çin! Aklınız aldı mı?? Benim almadı. Gerçi 2016 da yine ban çok yemiyorduk :deriniççeker: Addicted serisi ve bu film ile kapanış yaptılar sanırım. Ah ne güzel seneymiş. Addicted izlediniz mi? İzlemediyseniz çok şey kaçırıyorsunuz! Çok yakında onu da sizlerle paylaşacağım. Ancak Çin hükümeti ve rijit homophobia tutumları sağolsun artık The Untamed gibi mükemmel BL romanlarının Bromance versiyonları ile yetiniyoruz. Yanlış anlamayın yine de güzeller, hele The Untamed kadar mükemmel bir dizi var mı? O da yakında sizlerle, ancak BL sever bizler için o güzelim romanların ve kimyaların araya sokulan hatunlar ile katledilmesi koymuyor değil... Neyse yine ben aldım başımı gittim başka yerlere. Sıktıysam çok özür diliyorum. Hemen filmimize geçelim! Bu film 2 parttan oluşuyor ve size bir uyarı! Bu filmin alternatif iki sonu var. Mutlu son? Mutsuz son? Tarafını seç! LOL 




UCL 1 Konusu: Shu Nian 12 yaşındayken, bir yetimhaneden Xie Yan tarafından evlat edinilir. Nian, Xie’den beş yaş büyüktür ve Xie Yan yurt dışında eğitim görmeye gidene kadar onun için bir uşak gibi çalışır. Ana hikaye, Xie Yan 25 yaşındayken, eve geri döndükten sonra başlıyor. Xie homofobi eğilimi göstermeye başlar ve eve geri döndükten sonra Shu’nun gay olduğunu fark eder. Kendisinin eşcinsel olmadığını bilse de, kendisini kontrol edemez ve Shu Nian’a aşık olur. Bununla birlikte, aralarında birçok engel ortaya çıkacaktır.


UCL 2 Konusu: Uncontrolled Love filminin 2.sezon filmidir. Nian eve geri dönmüş ve Xie Yan ile aralarında güzel bir ilişki başlamıştır. Lakin bu mutluluk uzun sürmez, Xie Yan’ın babası bu ilişkiye karşı çıkar ve Xie Yan için evlilik ayarlar. Çiftimiz için artık güzel günler sona mı erecektir?

(Konu : Morfansub'dan alıntıdır. Kendilerini destekleyin! BL dünyasının Türkiyedeki nacizane destekçilerinden. Sevgiler olsun)



Buradan sonrası spoiler, dizinin kısaca anlatımı ve benim görüşlerimi içerecektir. O yüzden spoiler yemek istemeyen kuşlarımı sevgiyle kucaklayarak derhal okumayı bırakmalarını öneriyorum, demedi demeyin canlar ben uyardım.



SPOİLER!!!




Shu Nian yetimhanede kalan, diğer çocuklar bir bir evlat edilinirken onların arkasından imrenen ve üzgün gözlerle bakan içine kapanık bir çocuktur. Bir gün zengin bir aile oğullarına arkadaşlık ve hizmetçilik (!) yapması için Shu Nian'ı yanlarına alır. Nasıl bir mantıksa bu artık, zenginler her yerde pes dedirtiyor. Xie Yan daha çocuğu gördüğü ilk yerde *Sen benimsin!* diyor ve inanır mısınız yılar yıllar geçse de çocuğa dediği kelime bu. Her zaman ensesinde ve Nian'ın her hareketini, kimlerle görüştüğünü, ne yaptığını kontrol etmeye çalışıyor. Nian kuşum da napsın şirketteki işler, Xie Yan'ın istekleri derken kendi hayatı ve kendine dair hiçbir planı, düşüncesi yok... Bir kukla adeta. Xie Yan yeri geliyor çocuğun yatağında yatıp ona vantuz kolları ile yapışıp sen benimsin diyor, yemek hazır olmazsa seni yerim diyip çocuğu sıkıştırıp kulağını ısırıyor (!), banyodayken çocuğu yanına çekip skinshipin dibine vuruyor... Ancak kendisi gaylere karşı... Kız arkadaşı ikisinin yakınlığından hoşlanmayıp onlara çift gibisiniz diyince rengi atıp sinirleniyor falan... Eee ne demişler ne büyük homofobikler aslında gay/lezbiyendir, çünkü kabul etmek istemezler! Bu duruma sinirlenince kendince erkekliğini kanıtlayacak ya hatunu eve getiririp Nian'ın önünde kadınla sevişmeye başlıyor... Nian yavrum da yatakta başına çekmiş yorganı onların sesini duymamaya çalışıyor. Ancak Xie Yan işin ortasında birden Nian'ın adını inlemesi ile tabii atmosterin büyüsü bozuluyor ablamız için... Kadın şok, Xie Yan daha bir şok! Bu akıllı içindeki karmaşayı fark edip bunu kabullenmek istemeyince ne yapıyor dersiniz? Babasını arayıp Nian'ı yurtdışına yollatmak istediğini söylüyor. Korkak! Nian kuşum toplanıyor ve gidiyor.





Aradan geçen zaman da Xie Yan onu ne kadar özlediğini fark ediyor, gözü hep etrafta oğlanı arıyor, evde onun sesi olmadan çıldıracak gibi oluyor, sevgilisini hiç iplemiyor hatta kadından ayrılıyor... (Bu arada kendisi Nian sandığı bir hatun ile tanışıyor, ablamız havalı bir tip kendisini unutmayın o ileri de baya ortalığı karıştıracak. Kendisi zengin bir ailenin varisi.) Kafasını dağıtmak için kadın gittiği barda Nian'ı görüyor, çocuk orada barmenlik yapmakta! Yani yurtdışına gitmemiş, öyle gibi gösterip kaçmış aslında... 



Nian ise kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyor. Bir gün mesai saati sonunda tam işten çıktığında yerde yatan bir genç görüyor ve onu evine götürüyor. Çocuğunda tıpkı onun gibi yetimhanelerde büyüdüğünü öğrenince çocuğa abilik yapıyor, kol kanat geriyor ve ikisi yakınlaşıyor. Bu arada Xie Yan onun yurtdışında olmadığını öğrenip adresini istiyor sinirli abimiz. Eski kız arkadaşı ise Nian'e ders vermek için adamlar yolluyor. Bunlar Nian'ı hırpalarken Yie yetişip kurtarıyor bunu ve ufak itiraflar ile aralarının düzeldiğini görüyoruz, geri eve dönüyor Nian. İlk partın kapanışını Ke Lou (yardım ettiği çocuk) evine gelmesi, çocuğun oradan taşındığını öğrenmesi, unuttuğu kutunun içinde Nian ve Xie'nin fotoğraflarını bulması ve evi kendinin kiralaması ile bitiyor. 




Gelelim ikince filme! Bu filmin kara kedisi bol. Şirketin verdiği bir parti de davetsiz bir misafir var. Şirketin sıkı destekçilerinden birinin tüm aile tarafından dışlanan ve istenmeyen başka varisi, Ke Lou! Nian çocuğu görünce ona yardım ediyor ve ikili oturup kısa bir süreliğine hasret gideriyorlar. Xie Yan ise ortalardan kaybolan Nian'ı başka bir adamla sohbet içinde görünce bir duraklıyor ancak çocuğu görevinin başına edası ile çekip alırken Ke Lou çocuğun numarasını alıp ortadan kayboluyor. Bu arada Nian ve Xue arasında bir gerilim mevcut, birbirlerini seviyorlar ancak daha atmaya cesaret edemedikleri adımlar mevcut. Hala eski ilişkilerindeler, sadece Xie bir tık daha çocuğun kişisel alnına saygı duymaya başlıyor, ki bence sebebi de onunda çekinip ne yapacağını bilememesi. Nian hastalandığı bir gün Ke Lou'nun doğum gününü Xie'nin gitme demesi üzerine gitmesi, çocuğun onu sevdiğini itiraf edip azıcık boynundan öpmüş olması ve bunu Xie'nin görüp dellenmesi bizi pek şaşırtmıyor. İkilinin arası açılıyor ancak yine şirketin partilerinden birinde ezilen Nian'a yardım etmesi ve savunması ile konuşarak bazı şeyleri aralarında aşıp bize bir 5 dakika tatlış sahneler gösteriyorlar. Ancak bu sefer de olaya aile dahil oluyor, oğullarını hizmetçileri ile ki bu bir erkek görmek istemiyorlar tabii. İkili kaçmaya karar veriyor. Nian hazırlanıyor ve sözleştikleri yerde bekliyor. Size anlattığım havalı hatunu hatırladınız mı? Adını hatırlamıyorum sadece havalı hatun diyeceğim bundan sonra hatta HA. Şirkete adamla tanışmaya geliyor ve diyor ki ben senin müstakbel karınım. Aslında ablamız lezbiyen ve ailesinin baskısından bıkmış diyor ki gel evlenelim sen yoluna ben yoluma, herkes kendi hayatını yaşasın. Xie kabul etmiyor, adamın acelesi var Nian'a yetişecek. Kadında zor yolu seçtin diyerek Xie'yi bayıltıp adamı otel odasına götürüp onunla yattı gibi gösteriyor. Aileler tabii namusumuzu temizleyeceksin kafasında ikisini evlendirme peşinde. Nian kuşumda yağmur yağsa da sabaha kadar onu bekliyor... Durumlar karışık, durun daha bu ne ki!




Kadın Nian ile tanışmaya geliyor ve Nian ona yiyecek bir şeyler ikram ediyor. Hatunun karidese alerjisi varmış bunu yiyince hasta oluyor tabii acil götürüyorlar. Neymiş Nian zehirlemişmişmiş! Çocuğun yapmadığına kimse inanmıyor, hatta Xie bile yapmadın değil mi diyor! Buna dayanamayan Nian evden kaçıp gidiyor kimse çocuktan haber alamıyor. Ve öğreniyorlar ki aslında çocuk bir şey yapmamış kadının alerjisi yüzünden olmuş... Herkes pişman tabii.




Şu anda fasulyenin faydası kısmındayız. Önce size mutsuz sondan bahsedeceğim. Bir gün malikaneye telefon geliyor ve Nian'ın trafik kazası geçirdiğini, hiç parası olmadığı için tedavi olamadığını ve öldüğünü söylüyorlar, tek başına hemde. Mutlu sonda ise Nian kurtulmuş ancak bacağı sakatlanmış ve yüzünün yarısı yanmış halde, ancak Xie bunlaırn hiçbirini umursamadan adamı sevdiğini söylüyor. Böyle de aptalca bir son işte. Yani...



Film hakkında çok beklentiniz olmasın. Beni çıldırtan bir yapımdı. Söylemem lazım. Xie'nin çocuğa karşı tavırlarını beni deli etti deli! Türk filmi sanki bir hafıza kaybeden olmadı, o da olsa yeşilçama koy 100 bölüm çeksinler yani. Neyse Çin'in sağlık sisteminin ne kadar berbat olduğunu ayrıca bana gösterdiği için teşekkür ederim film yapımcılarına ve yazara, adamlar parası yok diye ölüme terk etmişler! Neyse söylenmelerim bir yana fena değildi. Nian'ı oynayan çocuk aslında kötü bir oyuncu değil başka yapımlarda da izledim ancak burada çok sırıtmış, hiç karakterin içine giremedim. Xie iyiydi, adam yakışıklı da yani. Çinde yapım az olunca bu birazcık çölde vaha bulmuş bahtsız bedevi modumu açtığı için seviyorum!

Puanım: 7/10.

Sevgiyle kalın.

Bir sonraki dizimizde görüşmek üzere.

İstediğiniz dizi varsa söyleyin.

I PROMISED YOU the MOON (Thai-2021)

Herkese merhaba! Uzun zaman oldu, herkesin keyifler iyi mi? Umarım iyidir, çünkü muhtemelen bu yazıyı okurken canınız sıkılacak ya da atlatt...